SANAL SENARYOLAR / BANAL NETİCELER
“Hiç şüphesiz şeytan içki ve kumar yoluyla sizin aranıza ancak düşmanlık ve kin bırakmak, sizi Allah’ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz, değil mi?” [Maide, 90]
Bismillahirrahmanirrahim, “Hiç şüphesiz şeytan içki ve kumar yoluyla sizin aranıza ancak düşmanlık ve kin bırakmak, sizi Allah’ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz, değil mi?” [Maide, 90] Vazgeçmiş veya hiç bulaşmamış olsak da engel olamadık Allah’ım. Şeytanın Sen’i anmaktan alıkoymasına karşı durmak bir yana, bunu yapmak için kullandığı yollara bile engel olamadık. Oysa içimizden bir kısmımız senin ayetlerine inandık, inandığımızı söyledik veya söylediğimize inandık. Hasılı neyi neden yapıp neden yapmamamız gerektiğini anlamadık, haliyle çevremize veya bizden sonrakilere aktaramadık. Sana inananlarımız, belki çok çaba sarf etti bulaşmamak veya bulaştırmamak için. Ancak maalesef yeterli olamadık. Daha acısı, yeterli olamadığımızın farkında da olamadık. Bir yanlışı yapmamak için onun zararlı, yasak, ters, yersiz hülasa olumsuz tüm sıfatları barındırdığını bilmek yetmiyor. O yanlışı yönetenlerin, yanlışa alet olanların sonuçları görmemesi için uyguladığı sansür yöntemini de bilmek, görmek gerekiyor. Tüm bunların temelinde, pek tabii çıkar düşkünlüğü yatıyor. Bu çıkar savaşının yönetmenleri, sonucu tamamen kendilerinin istediği şekilde biten sinsi bir senaryo içerisinde aktör ve figüranları çarpıştıracak bir sistem oluştururlar. Bu senaryo, sistem içerisindeki tüm üyelere-veya acı ama daha doğru bir ifade kurbanlarına-, doğal bir kazanç/kayıp ortamı oluşturarak onları sıradan bir hayatın içindeymiş gibi hissettirir. Hatta öyle ki, film bittiği halde “oyuncular” belki de bir ömür rollerini oynamaya devam ederler. Ancak bu film, oynayanlar ve dahi izleyenler için asla mutlu sonla bitmez. Zira kurgu, tamamen bunun üzerinedir ve oyuncular rollerini kabul ettiklerinde böyle bir kurgu içerisinde olacaklarını asla düşün(e)mezler bile. Çıkar düşkünlüğü, sadece güçlü olanların değil, her kesimden bireyin maruz kaldığı bir durumdur. Dolayısıyla servetine servet katmak isteyen güç sahipleri ile bulundukları yerden bir an önce statü atlamak isteyen tüm kesimlerin zaafı ortaktır. İki taraf da, haklı bir emek ve çaba sarf etmeden emeline ulaşmanın yollarını arar. Ancak emeline ulaşan taraf, asla değişmez. Bu kirli düzeni kuran güç sahipleri haklı/haksız, suçlu/ masum hiçbir yaftaya bulaşmadan günün sonunda kazanan taraf olur. Sistem o kadar profesyoneldir(!) ki, yasama-yürütme-yargı yetkilerini de senaryoya dahil eder. O kadar ki, güç sahipleri kendi aralarında yaşadıkları anlaşmazlıklar sonucu birbirlerini yasal silahlarla bertaraf eder. Hayatın içerisindeki devlet veya resmi kuruluşlar gibi tüm otoritelerin yönetim şekillerindeki dengeleri süzgeçten geçirerek senaryoyu hazırlar ve filmi başlatırlar. Artık, o otoriteyi oluşturan tüm nesiller ve bireyler tehlike altındadır. Felaket geldiğinde, bu hayatın bir film ve kurulu bir oyundan ibaret olduğunu anlamak bile imkansızdır. Devlet suçlanır, birey suçlanır, aileler suçlanır, davranışlar suçlanır. Olay patolojik bir vaka halini alır, akademik tezlere dönüşür, psikolojik tedavi yöntemleri geliştirilir, lakin bir türlü bunun artık bir oyun olduğu anlaşılmaz bile artık. Çünkü önlem yöntemi ya hiç belirlenmemiştir, ya da tamamen yanlış geliştirilmiştir. Dünyanın günümüz yapısı gereği, insanlık devletlerin otoriteleri altında yaşar. Güçlü/zayıf, sıkı/rahat türlü kanunlarla bir nizam ile hayatlar idame eder/ettirilir. İnsanlığın devamı, nesillerin de devamına bağlıdır. İyi/kötü her nizam, insanlığın iyiliğini isteme iddiasındadır. İyilik olmalı ki nesiller ilerlesin, nesiller ilerlemeli ve korunmalı ki, insanlık kurtuluşa ersin. İlahi/ dünyevi birçok kural belirlenmiştir nesillerin korunması için. İyiliğin korunması adına tüm kurallar, insanın te’dip edilmesi üzerinedir. Otoriteleri yönetenler, bu kuralları doğru uygulayamadığında ekonomik, politik, sosyal hayat gibi tüm dengeler bozulmaya başlar, ve nesiller hamilerinin koruyamadığı dengeleri düzeltmek ve kendilerini korumak için farklı yollar aramaya başlar. Aslında bozukluk, filmin vizyona girmesinden kaynaklıdır. Ancak senaryo çok ustaca kurgulandığından, sebepler otoriter dengelerdeki değişikliklerde aranmaya başlar. Hepimiz, hayatın belli evrelerinden geçeriz. Doğarız, büyürüz, gelişiriz, hayatımızı kazanmak için çalışırız ve nitekim ölürüz. Kimimiz ekonomik anlamda daha önde başlar hayata, kimimiz geride. Fakat aynı şekilde devam etmeyebilir bu durum. Daha refah bir hayatın yolunu kazanmak uğruna farklı yollar denenmeye başlanır. Zaman geçtikçe değişen dünya nizamı, bu alandaki farklı yolları da beraberinde getirir. Oturduğu yerden bunu başarmanın en etkili yöntemlerinden biri, kumardır. Yeni bir yöntem olmamakla beraber çağlar değiştikçe kendine her zaman hayatın içinde bir yer bulmuştur. Önceleri, toplumlarda kendine yer edinememiş veya fayda sağlayamamış kesimlerin izbe mekanlarında bulunurken zaman ve teknoloji ilerleyip arkasına birçok güç sahibini de aldıkça, çok daha şatafatlı ortamları mesken edinmiş, kurumsal bir kimliğe bürünerek faaliyetlerine devam etmiştir/etmektedir. Milyonlarca zararı milyarlarca kez dile getirilmiş, mağdurları pişmanlıklarını avaz avaz haykırmış, onca yuva dağıtmış ve hayaller yıkmış olmasına, dünyevi/ilahi bir çok yasakla durdurulmaya çalışılmasına rağmen kendisine olan rağbet hiçbir çağda sönmemiştir. Zira sunduğu vaat, sadece kendisini icra ederken sunduğu kolaylıktan öte, sonrasındaki hayali ve görkemli bir yaşamdı. Beslendiği kaynaklar, asla tükenmemecesine artıyordu. Çünkü bir anda değil, parça parça emiyordu kurbanlarının kanını. Böylelikle kendisini besleyen damarlar hiçbir zaman tıkanmıyordu. Daha ticari bir ifade ile, kurduğu sömürü düzenine bir maliyet belirlemiş, batağına saplanan kurbanlara başlarda kolaylık, avans, kampanya ve bilumum kazançlar sunmuş, sonrasında misliyle geri alarak amaçsız, umutsuz ve bitik sürüler bırakmıştı gerisinde. Günümüzde ve öncesinde, toplumların etkileşimini sağlayan en önemli argümanlar, iletişim araçlarıdır. Söz konusu sistem, iletişim araçlarının gelişmesine paralel olarak varlığını güçlenerek sürdürmüş, artık dünyanın bir ucunu evimize, odamıza, cebimize kadar taşıyan cihazlarla yaş sınırı olmaksızın yeni kurbanlarına rahatlıkla ulaşmaya başladı. Kendi üzerine şüpheleri hiç çekmeyen farklı bir senaryo ile basit dijital oyunlar arasına gizlenmiş, bir çok masum veya amaçsız insanı ağına düşürerek kendi bataklığına çekmiştir. Sayfalarca yazılsa, günlerce konuşulsa bitmeyecek kadar farklı trajedileri yaratmış, toplumlardaki amaçsızlığın büyümesinde en büyük rolü oynamıştır. Bu mağduriyetleri yaşayan milyonlarca kişiden sadece birinin yaşadıklarını ve düşüncelerini paylaşıma açtıktan sonra ulaşabildiğimiz kadar insanlık mensubunun kafasını meşgul etmektir tüm niyetim. Aylarca konuşsak, onun anlatabileceği ve benim edinebileceğim bilgiler hep benzer şekilde devam edecekti. O yüzden soru-cevap diyaloğunu ikişer tane ile belirlemek kafi kanımca. Zira o iki soruya ve soruna karşı alınacak önlemler için kafa yorulsa, nesillerden ötesinin bile kurtarılması mümkün. Yaşadığı sorunlardan sonra yüklü miktarda borç ödemiş, ailevi sorunlar yaşamış, birikimini genç yaşta kaybetmiş, psikolojik destekler almış yakın çevremdeki canlı bir örnektir kendisi. Soru: Gençler neden kumara yönelir? Cevap: Kumar kaybetmek veya kazanmak için değil, devam etmek için oynanan bir oyundur. Belli bir yaştan sonra, bunun kolay para kazanma hırsından kaynaklı olduğu anlaşılıyor. İlk başlandığı zamanlarda ise durum biraz daha farklı. Öncelikle ufak çaplı amaçsızlıklar, gençleri düşük maliyetli merak ve heyecanlara iter, para oldukça oynanır, olmayınca da oynanmaz. Sistemin kendisine eleman devşirmek için başlattığı bir oryantasyon sürecidir bu aslında. Çünkü en başta da dile getirdiğim gibi, bu oyun kaybetmek için değil, devam etmek için oynanır. Soru: Gençler bu illetten nasıl kurtulabilir? Ya da kısaca nasıl önlenebilir? Cevap: Bu konuda yapılabilecek tek şey özetle hiç bulaşmamak. Söylendiği gibi basit veya komik anlaşılmasın bu cümle. Asıl mevzu, mevcut kurban ve potansiyel kurban adaylarına bu kirli senaryonun sistemini direkt olarak anlatmak. Bu konudaki klişeleşmiş söz ve kabulleri bile daha doğru kullanmak. Bunlardan bir tanesi “Kasa her zaman kazanır” cümlesidir. Ancak bu ifade biraz eksik bir kalıyor. Daha doğru bir kullanımla “Kasa, uzun vadede her zaman kazanır.” demek daha doğru olur. Çünkü yukarıda da bahsedildiği gibi, sistem kazanmayı hedeflediği devamlılığa bir maliyet belirler, ancak kendi içerisinde kullandığı tüm araçlar, uzun vadede kendisine kazandırır. Kumarda kaybedilen en değersiz şey paradır. Asıl büyük kayıp, saygınlığı kaybetmektir, çünkü yalan söylettirir. Bu yalanlar girdap halini alır ve bireyler için yıkım kaçınılmaz olur. Hiçbir kumar sistemi, kazanç oranını yüksek tutmaz. Yani oransal bir örneklik ile bunu dile getirecek olursak, 1 lira 10 lira olur ama 500 bin lira, 600 bin liraya kadar yükselmez. Oransal yükselme var gibi görünse de değer bazında asla yüksek miktarı kazandırmaz. Bu mağduriyetleri dile getirmek, reyting uğruna kitleleri hipnotize eden TV programlarının değil, bizzat otorite yöneticilerinin asli görevi olmalıdır. Zira kurulan bu kirli düzene çomak sokabilecek irade, halk kitleleri ile değil, yaptırım sağlayabilecek bir güç ile mümkündür. Bunu elbette dile getiren ilk kişi bizler olmayacağız, ancak dile getirdikçe sayımızı arttıracak, bir farkındalığı mutlaka oluşturacağız. Nesillerin ayetlerdeki gibi korunmasını sağlayacak temenniler ile.
Bu haber toplam 145 kez ziyaret edildi.
Yorum Ekle
Adınız / RumuzYorumunuz




